HİPNOZ

Bilincimiz  zihnimizin  yüzeyde görünen kısmıdır. Klasik buzdağı benzetmesinde olduğu gibi suyun üstündeki kısmıdır . Bilinçaltımız ise beynimizin farkında olmadığımız yanıdır ve bilincimize göre daha büyük bir yer kaplar.
Bilinçaltımız  neden sonuç ilişkisini belli bir duygu ile  belli bir dış uyaranı eşleştirerek kurar. Subjektiftir. Yaşadığımız olayların bizde oluşturduğu duygular önemlidir. Tekrar aynı durumla karşılaşıldığında direkt olarak o duygu yaşanır. Bundan dolayıdır ki  geçmişte  diş hekimi ile yaşadığı olumsuz tecrübeyi korku duygusuna kodlar ve genelleştirerek Diş hekiminden korkulur düşüncesine inanır. Bilinçaltında  Zaman kavramı olmadığından dolayı  her dişçi koltuğuna oturduğunda geçmişte veya çocukken dişçi koltuğunda yaşamış olduğu kendisine göre kötü bir tecrübeyi tekrar  yaşayacağını zanneder. Ve geçmiş olayla ilgili eşleştirmiş olduğu duyguyu yani korkuyu yaşar.
Rahat bir diş tedavisi yapabilmemiz için bilinçaltındaki bu korku duygusunu değiştirmemiz gerekir ve işte hipnoz bu durumda devreye giriyor.
 
Hipnoz nedir ?
 
Hipnoz kelimesi eski Yunancada uyku anlamına geliyor ve hipnoza girmiş bir kişinin görünüşü de uyuyan birine çok benziyor.ancak hipnoz bir uyku hali olmayıp bir uyanıklık halidir ve hipnoz halindeki bir kişide elektroansefalogramlar uyanıklık traseleri verir.Bilindiği gibi ansefalogram,beynin uykuda olup olmadığının en kesin bir şekilde bildiren bir apareydir.
Hipnozda beyin kortikal faaliyet bakımından derin uyku ile uyanıklık arasında bir durumdadır.


Sonuç olarak Hipnoz uyku ile uyanıklık arasında olduğumuz, bilincimizin açık olduğu bir hal olarak tanımlanabilir.
Bu zamana kadar hipnoz ile ilgili pek cok tanımlamalar yapılmıştır. Kripper δ Bindler’ e göre;
İçsel  yada  dışsal bir olaya  karşı  odaklanmış    dikkatin   artması   demektir  (1974)
Hatta 1970 lerde sadece beynin sag yarımküresini ilgilendirdiği  düşünülmüştür . Tabii ki Bu kabul edilen  bir düşünce değildir. Telkinler tüm beynin işlevsel organizasyonunu değiştirmektedir.
Kapsamlı bir şekilde hipnoz İstemek, inanmak ve güvenmekle başlayan, telkinle oluşan beyinsel fonksiyonların çalıştığı, bireysel denetimin açık olduğu, uyku ile uyanıklık arasında olduğumuz, bilincimizin açık olduğu bir hal olarak tanımlanabilir.
 
Tarihte Hipnoz
 
Bilimsel hipnotizmanın başlangıç tarihi olarak FRANZ ANTOINE MESMER ’in “Yıldızların İnsan Vücudu Üzerine Tesirleri” isimli tezinin tarihi olan 1765 senesi kabul edilmiştir.
Mesmer “Manyetizm Animal Teorisi” ni ortaya atmıştır.
Yıldızların insan vücudu üzerine tesirleri  isimli tezinde ileri sürdüğü düşünceye göre ; evren manyetik bir enerji ile doludur.Evrenin bir parçası olan insanın içinde de bu enerjinin bir kısmı mevcuttur.İnsanda hastalık yapan sebep insan vücudundaki bu enerjinin dağılım bozukluğudur.Bu enerji akışı herhangi bir yöntemle düzeltilirse hastalıkta yok olurdu.
Gerçi mıknatıslarla tedavi fikrinin orijini Mesmer değildir.ondan cok daha önce  de bir çok alşimist fizikçi ve tıp adamı mıknatıslarla tedavi yapıyordu.fakat bu yöntemi teori olarak geliştiren ve sadece mıknatıslarla kalmayıp manyetik akışkanın mıknatıslarda oldugu gibi insanlardan ve başka cisimlerden de yayınlandığını “Manyetizm Animal Teorisi” seklinde ortaya atan mesmer oldugu icin manyetizmanın kurucusu olarak sayılmaktadır.
Akışkanı parmak ucundan yayınlamak, mıknatıs cubuklara tutturarak insanlara geçirmek,mıknatıslandıgına inandığı bakır cubukları, cam parcalarını, suları, ağaç parçalarını insanlara dokundurarak onları manyetize etmek hatta bu görünmez akışkanı şişelere doldurup taşımak ve göndermek gibi usuller vardı.
Mesmer’in tedavi şekli şöyleydi: hastalar kalın perdeleri kapalı bir salona törenle topluca alınır,iyice loş olan ve yan odadan gelen lirik piyano ezgileri ile dolu olan bu salonda hiç ses çıkartmadan sıralar halinde dururlarve ortada duran şadırvan şeklindeki kapaklı  havuzdan uzanan demir çubukları tutarak hasta yerlerine yapıştırırlar.ve böylece mesmeri beklerlerdi. Daha sonra erguvan rengi elbiseler icinde mesmer gelir sıralar arasında dolaşarak hastaları PAS adı verilen el hareketleri ile iyi ederdi.hastalardan cogu bir sey hissetmese de konvulsiyonlar, çırpınanlar krize girenler olabilirdi.bu hallerin hepsine birden manyetik kriz adı verilirdi ve hastanın iyi olması için böyle birkaç kriz geçirmesi istenirdi. Bu seanslara yaralılar epileptikler ve bunaklar hariç herkes katılabilirdi.
Bu tedavi seansları Paris’te cok büyük ilgi gördü.ve 16. Louis Mesmer ile ilgilenmek geregi duydu.Devrin bilgin kişilerinin de içinde oldugu bir komisyona Mesmerik fenomenlerin incelenmesi görevini verdi. Komisyonun iki üyesi dısında geneli bunu şarlatanlık oldugu hakkında görüş belirterek rapor düzenledi. Basının da kışkırtması ile kamu oyunun aleyhine döndüğünü gören Mesmer Paris’i terk etti. Önce İngiltere sonra da Avusturya ya geçti ise de  bundan sonraki hayatı hipnotizma icin önemli olmadı.
 
Diş Hekimliğinde  ise  ilk kaydedilmiş çalışmayı 1837 yılında Fransa’da Qudet adında bir Diş Hekimi yapmıştır.
 
Resmi olarak 1958 yılında Amerikan Tıp Birliği hipnozu Tıp ve Diş Hekimliğinde uygulanabilir bir yöntem olarak kabul etmiştir.
 
Hipnoz Çeşitleri
 
Hetero Hipnoz… Bir kişinin ya da bir topluluğun hipnozitör aracılığı ile çeşitli teknikler kullanılarak hipnotize edilmesidir. Burada etken olan hipnozitördür.    

1- Ferdi Hipnoz
                  Hipnozitörün sadece bir kişiyi hipnotize etmesidir.

2- Grup Hipnozu
                  Birden fazla kişinin uygun şartlarda bir hipnozitör tarafından hipnotize edilmesidir.
     
3- Kollektif Hipnoz
                  Grup hipnozundan farklı olarak sayıca fazla kişiye uygulanan hipnoz çeşididir.
 
Oto Hipnoz… Kişinin daha önce hipnozitör tarafından hipnotize edilip, hipnoz sırasında bazı telkinler verilmesi ve daha sonra bu telkinlere bağlı olarak kişinin  hipnozitör olmadan hipnoza girmesidir. 
Self Hipnoz… Bireyin hipnoz halini kendiliğinden oluşturması, kendi kendini hipnoza sokması  durumudur. 
Narko Hipnoz… Sedasyon ve  rahatlama sağlayan Anestezi ilaçları ile hipnozun oluşturulmasıdır. Hipnoza direnç gösteren vakalarda uygulanır.. 
Özel Hipnoz Halleri… Her türlü monoton uyaran kişiyi hipnoza sokmada büyük rol oynamaktadır. Yorgun olan bir vücutta bu tip monoton (ışık,ses,görüntü) uyaranların ritmik tekrarı kişiyi hipnotize etmektedir.


Yol hipnozu, Televizyon hipnozu gibiDiş Hekimliğnde Hipnozun Endikasyonları
 
Hastanın relaksasyonunda
Uygulanan bazı apareyler,uygulamalar ve metoda alıştırılmasında
İyileşme sürecini hızlandırma ve ilaç alınımını azaltmada
Zararlı agız alışkanlıklarını önlemede (parmak emme)
Bulantı reflexini azaltmada ve yok etmede
Zamanda Distorsiyonda (uzun ve sıkıntılı operasyonların hastamıza kısa sürede bittiği izlemini vererek yorgunluğu önlemekte)
Analjezi ve Anestezi temininde
Alerjik reaksiyonlarda
Amnezide (hoş olmayan çalışmaların tümünün unutturulmasında)
Bruksizmde (Diş sıkma)                                                                            
HİPNOZLA İLGİLİ  MERAK EDİLEN SORULAR
 
Herkes hipnoz olur mu?
 
Herkes bir şekilde etkilenir ancak derin transa herkes giremez. Bunun yanında:
- 5-6 yaşından küçük kişilerin hipnoz olması zordur. Dikkati toplamada zorluk yaşanabilir. Ama oyun oynar şekilde çocuklarda hipnoza alınır.Özellikle parmak hipnozu en çok uyguladığımız yöntemlerden biridir.
- Bunak, zihni yeterince gelişmemiş olanlar hipnoz olamazlar. Bu kişiler bilinç ve muhakeme yeteneğine yeterince sahip olmadıkları için olayın farkında değillerdir.
- Aşırı konsantrasyon zorluğu yaşayan kimseler hipnoz olamazlar. Bilgi ve kültür yönünden zengin olayın kendine başlayıp bittiğini süratle kavrayan kişilerde hipnozun uygulanması daha çabuk olmaktadır.
- İstekli olmayan ve direnç gösterenler hipnoz olmazlar.
- Hipnoz hakkında yanlış önyargıları olan, dolayısıyla bazı korkularını (uyanamama, tacize uğrama,soyulma vb.) yenemeyen kimseler hipnoza giremez.
 
Hipnozdan çıkamama var mıdır?
 
Hayır. Hipnotizma bildiğimiz bir uyku değildir. Hipnozda bilinç son derece açıktır. Kişi her şeyi bilir,duyar,yargılar hatta derin hipnozda gözlerini açabilir ve görür. Ancak bazıları etki kaybolduktan sonra bunları hatırlamayabilir.
 
Yan etkisi var mıdır?  Alışkanlık yapar mı?
 
 Hipnozda yan etkiye rastlanmamıştır. Ancak suistimale açık yönleri göz önünde bulundurulduğunda  hipnoz sadece eğitimini almış hekim ve psikologlar tarafından uygulanmalıdır.
Hipnoz hiç bir şekilde alışkanlık yapmaz. Hipnozun terk edilmesi ve uzun süre uygulanmaması belki faydalarının kalıcı davranışlara dönüşmesine engel olabilir.
 
İstem dışı telkin alır mıyım?
 
Hipnoz sırasında kişi, verilen  telkinleri  kendince algılar ve yorumlar. Uygun olanları benimser, uygun olmayanlara ilgi göstermez. Kişi uykuda olmadığı için zihinsel denetimi   açıktır.
Hipnozun Kontrendikasyonları
 
- Psikoz eşiğinde olanlar; psikoz içine iter
- Latent homoseksüeller; kişiyi latent homoseksüalitesinden haberdar etmekle panik reaksiyon ve arkasından paranoid bir reaksiyon yaratabilir
- Psikoterapi görenler; psikoterapinin gidişini etkiler.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Ağız Kokusu (Halitozis)

       

Halitozis nefesin kötü kokmasıdır. Sık görülür ve kişinin sosyal hayatını olumsuz etkiler.

Halitozisin nedenlerinin %87’si ağız boşluğu kaynaklıdır. Bunun nedenleri;

  1. Çürük
  2. Dişeti enfeksiyonu
  3. Dişler üzerindeki diş taşı, plak
  4. Diş enfeksiyonu
  5. Ağız kuruluğu
  6. Eskimiş(uyumu bozulmuş) kron-köprü ve hareketli protezler

 Diş hekimi kontrolüne gidip hastalarımızın gerekli tedavilerini yaptırarak bu kötü durumu iyileştirebilir.

 Bazı halitozisler ise fizyolojiktir. Bu normal durumdur. Hastalarımız bazı önlemler alarak ve iyi bir ağız bakımıyla bu tür halitozisi önleyebilir .Bu tür halitozislerden bazıları;

  • -Sabah uyandığınızda var olan kötü koku
  • -Gün içinde beslendiğiniz gıdalardan (soğan, sarımsak vb.) kaynaklı kokulardır.

 Patotojik halitozis ise hastalıklardan ve metabolizmanın bozulmasıyla oluşabilir. Bu tür halitozise örnek olarak;

  • -Şeker hastalığında (aseton kokusu)
  • -Böbrek yetmezliğinde
  • -Sinüs ve akciğer enfeksiyonunda
  • -Metabolizma bozukluğunda
  • -Açlık, diyet, oruç nedeniyle oluşan kötü kokulardır.

TEDAVİSİ

  • -Ağızda var olan çürükleri, enfeksiyonları tedavi ettiriniz.
  • -Uyumu bozulmuş , eskimiş protezlerinizi yeniletiniz.
  • -Diş ipini kullanınız ve dilinizi fırçalayınız.
  • -Xylitol içeren sakız çiğneyiniz.
  • -İçeceklerinizde ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanabilirsiniz.
  • -Şeker ve karbonhidrat tüketiminizi azaltınız.
  • -Sigara içmeyiniz.

Bunlara rağmen geçmeyen bir ağız kokunuz var ise tıp hekimine başvurunuz.

 

Oral Diagnoz Ve Radyoloji

Şikâyetiniz, tıbbi ve dental hikâyeniz doğrultusunda ağız, çene-yüz bölgenizde görülen her türlü hastalık için detaylı muayeneniz yapılır, gerekiyorsa radyolojik tetkikler istenir. Klinik ve radyolojik bulguların birlikte değerlendirilmesi sonucunda kesin tanınız konularak tedavi planlamanız dosyanıza kaydedilir.

Radyolojik değerlendirmede amaç gözle görülemeyen diş ve/veya kemik ve/veya yumuşak doku içerisindeki patoloji ve hastalıkların teşhis edilmesidir. Diş, çene ve yüz bölgenizden istenecek görüntüleme tetkikleri genel ya da ağız sağlığınızı etkileyecek durumların tanısı, tedavi planlaması ve tedavi aşamalarının takibi için gereklidir.

Diş röntgeninin  zararı var mıdır? 
Modern teknik ve metotlarla çekilen diş röntgeninden yayılan radyasyon düşük düzeydedir. Bu nedenle de diş röntgeninden yayılan radyasyonun kişiye bir zararının olması söz konusu değildir. Aksine teşhis açısından röntgenden elde edilen fayda çok fazladır.

Ancak hamile iseniz veya hamilelik şüpheniz varsa hekiminize ve yardımcı görevlilerine bildirmeniz gereklidir. Bu durumda radyograf çok gerekli ise istenecek ve size kurşun önlük giydirilerek mümkün olan en az sayıda röntgeniniz çekilecektir.

                 

Kaç çeşit diş röntgeni çekilebilir? 
Esas olarak ağız içi ve ağız dışından olmak üzere iki çeşit diş röntgeni çekilebilir.

Ağız dışından çekilen röntgenlerde film ağız dışına yerleştirilirken, ağız içinden çekilen röntgenlerde film ağız içine yerleştirilir. Genel olarak ağız içine yerleştirilen filmler birkaç diş ve çevre dokular izlenebilirken, ağız dışına yerleştirilen filmlerle çene kemiklerini de içine alan daha geniş bir alan izlenmektedir.

          

Dental Volümetrik Tomografi Nedir?
Dental Volümetrik Tomografi 'nin en önemli kullanım yeri günümüzde çok yaygınlaşan dental implant uygulamalarıdır. Dental implantların yerleştirilmesinden önce dental volümetrik tomografi ile üç boyutlu olarak planlanma yapılması sonucunda hem ileride çıkabilecek komplikasyonların önüne geçilebilmekte, hem de hastaların estetik beklentilerine uygun cevap verilebilmektedir.
Dental Volümetrik Tomografi (DVT) cihazı baş-boyun bölgesi için özel olarak hazırlanmış yeni bir tomografi cihazıdır. Hasta çok az miktarda radyasyona maruz kalacak şekilde istenilen bölge tomografik olarak 3 boyutlu olarak görülebilir. Diş ve çene hastalıklarında, dental implant uygulamalarında ve çene-yüz bölgesi travmalarında sıklıkla kullanılır. Diş ve çene patolojilerinde ayrıntılı teşhis imkanı sağlar.

Son zamanlara kadar implant planlamasında sadece panoramik radyografiler kullanılırken artık gelişen teknoloji ile Dental Volümetrik Tomografi’ ler de implant planlamasında önemli bir yer edindi. İmplant uygulanacak kemiğin dikey ve yatay miktarlarının üç boyutlu olarak görüntülenmesi hekimin operasyona daha güvenli bilgilerle başlaması ve böylece implant operasyonlarında ortaya çıkabilecek istenmeyen komplikasyonlarının azalmasını sağlamaktadır. Sinir zedelenmeleri, sinüs yaralanmaları, kemik miktarının eksikliğinden dolayı operasyonun gerçekleştirilememesi gibi durumların önüne geçilebilmektedir.

Dental Volümetrik Tomografi (DVT) lerdeki radyasyon oranlarının oldukça azaltılması ve maliyetlerinin düşürülmesi ile artık hemen hemen her diş ve çene operasyonundan önce rahatlıkla kullanılmaktadır.

-  Medikal bir tomografiye göre 1/6 ye varan oranda daha az radyasyon ile çekim gerçekleşir.

 

-  Verilen ışın miktarı sadece 0.7- ile 1.5 panoramik röntgen kadardır.

 

 

Periodontoloji

Periodontoloji dişeti ve dişi çene kemiğine bağlayan dokularla (periodontal ligament ve sement) ilgilenen diş hekimliği dalıdır.

                                          

Periodontal hastalıklar çoğunlukla mikrobiyal dental plak kaynaklıdır. Ağız bakımı yeterli olmayan hastalarda diş yüzeylerinde biriken plak tabakası dişlerde çürük oluşturmanın yanı sıra dişe komşu dişetinde de bir enflamasyon (yangı) başlatır. Sağlıklı dişeti açık pembe renklidir, dişi sıkıca sarar, üst yüzeyi portakal kabuğu benzeri bir dokuya sahiptir ve diş yüzeyinde keskin kenarlı bir biçimde sonlanır. Mikrop birikimdeki artışla birlikte dişetinin bu sağlıklı görünümü değişir. Dişetleri kızarır ve şişer, fırçalamada kanama ve kötü ağız kokusu ortaya çıkar. Bunlar dişeti hastalığının ilk belirtileridir. Zamanla diş yüzeyindeki plak tabakası kalsifiye olur ve sertleşir.Artık diş yüzeyindeki bu birikim ‘diştaşı’ adını alır ve dişe bir anahtar-kilit gibi sıkıca tutunur. Periodontal hastalığın yanlızca dişeti ile sınırlı kaldığı bu durum‘gingivitis’ olarak adlandırılır. Gingivitis tedavisi diş yüzeylerindeki birikimin uzaklaştırılmasıyla yapılır. ‘Detertraj’ denen bu tedavide, hekim tarafından diş yüzeylerinde birikmiş diştaşları özel el aletleri ya da ultrasonik aletler ile temizlenir, plak ve renklenmeleri uzaklaştırmak için de polisaj yapılır. Son olarak da hastaya ağız bakımı eğitimi verilerek hastalığın tekrar etmesi önlenir. Yapılan bu tedavi sonucu dişetlerinin görünümü yaklaşık 2 hafta içinde sağlıklı hale döner. Yani diğer bir deyişle gingivitis geri dönüşü olan bir hastalıktır.

 

Diş eti Hastalığının Belirtileri : 
•    Diş eti hastalıklarının ilk ve en önemli belirtisi dişeti kanamasıdır. Sağlıklı dişeti kanamaz 
•    Diş etlerinde şişmeler, kızarmalar oluyorsa,
•    Diş etlerinde çekilmeler ve açığa çıkan kök yüzeylerinde oluşan hassasiyet oluşuyorsa, 
•    Dişeti kenarlarında veya dişler arasında, diş taşlarına bağlı olarak oluşan siyah alanlar görülüyorsa, 
•    Diş ile dişeti arasından iltihap geliyorsa, 
•    Dişlerde sallanmalar, uzamalar ve dişler arasında açılmalar oluyorsa, 
•    Ağızda sürekli bir kötü koku ve kötü tat hissi var ise, 
  geç  kalmadan bir dişhekimine muayene olunması gerekir.

 

Gingivitis tedavi edilmez ise, dişler ve dişetleri çevresindeki bakteri birikimi artar ve hastalık yapıcı bakteriler ortamda çoğalır. Hastalık dişetlerinden çene kemiğine ve dişi çene kemiğine bağlayan lifleri (periodontal ligament) etkiler ve bu dokuların kaybına, dişetinde cep oluşumuna neden olur. ‘Periodontitis’ olarak adlandırılan bu hastalık nedeniyle ortaya çıkan doku kayıpları ne yazık ki geri dönüşlü değildir. Dişlerin kemik desteği yok olur ve tedavi edilmeyen dişler sallanmaya başlar ve sonunda çekilir. 

 

 

 

Diş eti hastalıklarına neden olan diğer unsurlar nelerdir?
Periodontal hastalıkların ana nedeni bakteri plağı olmakla beraber, diğer unsurlar da dişetlerinizin sağlığını etkileyebilir 
Beslenme biçimi ve tütün kullanma ağız sağlığınızı etkilemektedir. Besleyici değeri düşük bir diyet vücudun hastalıklara karşı mücadele gücünü azaltmaktadır. Ayrıca, stres vücudun hastalıklardan korunma kabiliyetini etkileyebilir. Tütün kullananlar, kullanmayanlara göre, dişetlerini daha fazla tahriş etmektedirler. Lösemi, AIDS gibi vücudun savunma sistemini etkileyen hastalıklar dişetlerinin durumunu daha kötü bir hale getirebilir. Kişilerin enfeksiyona çok açık olduğu, kontrol altında olmayan diabet gibi durumlarda dişeti hastalığı genellikle çok daha şiddetlidir ve kontrol altına alınması daha güçtür. 
Hamilelik sırasındaki hormon değişimleri, dişetlerinin daha kırmızı, bakteri plağına karşı daha duyarlı bir hale gelmesine neden olur. Erken safhalarında bulunan varolan bir dişeti hastalığı özellikle hamilelik döneminde daha da şiddetlenebilir. 
Doğum kontrol hapları, antidepresanlar ve bazı kalp ilaçları ağız sağlığınızı etkileyebilir. 
Genel sağlığınızdaki en küçük değişimleri dişhekiminize bildiriniz.

                            

 

 

Dişeti hastalıkları nasıl teşhis edilir?
Dişhekimleri dişetlerinin genel görünümünden şüphelendikleri zaman periodontal sonda adı verilen bir alet ile diş ile dişeti arasındaki dişeti cebinin boyunu ölçerler. Yetişkinlerdeki her ağız içi muayenesinin bir parçası olarak periodontal muayene yapılmalıdır. Dişlerin etrafındaki kemik dokusunu değerlendirmek için röntgen filmler alınabilir.                   

 

Dişeti hastalıklarından nasıl korunabilir?                             

Periodontal hastalıkların önlenmesinde önemli rol oynayabilirsiniz. Yaşam boyu dişlerinizi ağızda tutmak için bakteri plağının dişlerden uzaklaştırılması gerekmektedir. Bunun için düzenli olarak   günde en az 2 defa dişler fırçalanmalı , özellikle akşamları  diş ipi  kullanıp, gargara yapılmalıdır.

Yukarıda sayılanlara ek olarak Diş hekimine düzenli gidilerek kontrollerin yaptırılması son derece önemlidir. Günlük ağız bakımı diş taşlarının oluşumunu en az seviyede tutmakla beraber tamamen önleyememektedir. Bir diş hekimi tarafından yapılacak diş taşı temizliği; sizlerin diş fırçası, diş ipi ile temizleyemediğiniz bölgelerdeki sertleşmiş diş taşlarının ortamdan uzaklaştırılmasını sağlar. Diş hekiminizin sizin özel gereksinimlerinize göre kişisel bir ağız bakım planı yapabilir. Bu programla dişleriniz ile dişetlerinize zarar vermeksizin diş fırçalamayı ve diş ipi kullanmayı uygulayabilirsiniz. 
Diş hekimini düzenli ziyaret ederek ağız sağlık ürünleri hakkında öneriler alabilirsiniz. Piyasada pek çok çeşit diş fırçası, diş ipi, ağız gargaraları ve dişler arası temizleyicileri bulunmaktadır. Diş hekiminiz size en uygun olan ürünleri seçmenizde yardımcı olacaktır.

 

 

DİŞETİ HASTALIKLARININ TEDAVİSİ

 

Dişeti hastalıklarının erken safhalardaki tedavisi genellikle diş taşı temizliği ve kök yüzeyi düzleştirmesidir. Bu aşamalarda dişlerin etrafındaki ceplerden bakteri birikintileri ve diş taşları uzaklaştırılır ve kök yüzeyleri düzleştirilir. Bu işlemlerle iltihaba neden olan bakteriler ve toksin maddeler ağızdan uzaklaştırılır. Dişeti hastalıklarının erken safhalarında uygulanan bu işlemler genellikle yüz güldürücü sonuçlar için yeterli olmaktadır. 
Daha ilerlemiş vakalarda cerrahi müdahale gerekebilir. Cerrahi müdahalenin amacı; derin ceplerdeki diş taşlarını ve hastalıklı dokuları ortamda uzaklaştırarak iyileşmenin olabilmesi için kök yüzeylerini düzleştirmek ve dişetlerine kolay temizlenebilmesi için şekil vermektir.

 

Tedavilerden sonra periodontal hastalar periyodik olarak görülmelidir. Periodontal tedavi ile elde edilen olumlu sonuçları korumanın tek yolu dişlerin fırçalanması, diş ipi ve bakteri birikintilerini ortamdan uzaklaştıran kimyasal ajanların düzenli olarak kullanılmasıdır. Ve en önemlisi Diş Hekiminin önerdiği aralıklarla kontrolünüzü yaptırmaktır.